Yargılamakta Üstümüze Yok...

Çok nankörüz. Pes etmeyi, suçlu aramayı çok severiz. Şükür nedir bilmeyiz. Var olanların farkında olmadan yok olanları ararız. Bahane konusunda da üstümüze yoktur. Kıymet bilmediğimiz gibi kıymetimiz bilinsin isteriz. İki iyilik yapınca herşey olup biter bizden iyisi yok sanarız. Ha bir taraflarımızı kurtarmak için yalanlarımızın rengi bile var. Beyaz, pembe... Sanki renklere bölünce günahı hafifliyor yada daha masum oluyor ha? Bunlar kendimize zarar verdiği gibi asıl zararı karşımızdaki görüyor.

Karşımızdaki insan hakkında direk yargıya başvurmaya ne kadar da meraklıyız değil mi? Oysa bizim bu dünya da amacımız ne? Hiç düşündük mü? Birlikte düşünelim. İnsan bir buz kabı gibidir. Her insan buz kabına doldurduğu buzlardan sorumludur. O buzları doldurmak içinse su gibi berrak olan şey lazım. Yani biz hayatımızı berrak kişiler ile doldurmak istiyorsak karşımızdakini arıtmalıyız. Amacımız tam olarak bu. Yargılamak ve dışlamak değil, arıtmak. Her insanin sorumlulukları ve belli başlı idealleri var. Bu idealleri yargılayarak karşımızdakine aktaramayız. Bu idealleri karşımızdakine benimsetme politikası izlemeliyiz. Tabi bunun için işe kendimizden başlamalıyız. Aynanın karşısına geçip ben su kadar temiz miyim? Berrak mıyım? Engel tanımadan devam edebiliyor muyum? Diye soru sormalıyız. Bu sorulara verilecek cevaplar doğru ise su gibi olabilmişsek artık buz kabı olabiliriz ve karşımızdakini su gibi yapıp kabımızı doldurmaya bir yerden başlayabiliriz. Bu hayata her kazandırdığımız insan, su kabımızın bir kısmını doldurur. Ama zamanı gelip o kaba baktığımızda kazandığımız şeyler gelir gözümüzün önüne. Evet tam olarakta bu. Kazandığımız şey hayata bir insan kazandırmak. İşte  zaman gururlanabiliriz ve yaşama amacımızı anlamıştırız.

Ne kadar meraklıyız değil mi dıştan yargılamaya? Şişko, çirkin, güzel, yakışıklı, buruşuk, zayıf, renkli gözlü, kaşlı, bıyıklı, türbanlı, açık vesayire... Oysa amaç ne hiç düşündünüz mü? Amaç DMT salgılarımızı çalıştırmak. Tabi Allah bu salgıları kullanmayı her kula nasip etmez kolay kolay. İnşaAllah o salgılarını açabiliriz insanların. DMT nedir diyeceksiniz? DMT rüya görmemizi, öldüğümüzde beyaz ışık görmemizi sağlayan sıvıdır yada halk ağzı ile 3.göz yani kalp gözüdür. İşte insanlara bakmamız gereken gözümüz Allah'ın kusursuz yarattığı iki gözümüzün aksine gizli göz olan 3.gözümüz ile bakmaktır. Insanların ruhuna baktığımızı farkedeceğiz. Evet tam olarak içini göreceğiz. Bu yavaş yavaş aslında dış görünümün sadece bir aldatmaca olduğunu asıl görmemiz ve hissetmemiz gereken şeyin ruh olduğunu anlamamızı sağlıyor. Ruhta; duygular gizlidir. Jest ve mimikler bizi aldatabilir yada yanıltabilir ama ruh asla. O yüzden bakmamız gereken yer orasıdır. İnsanları tanımamız gerekir. Fizikine, ırkına, diline, inançlarına bakmadan direk ruhunu analiz edip odaklanmalıyız. Çünkü bizim amacımız onun nasıl yaratıldığını yargılamak değil, nasıl olduğunu da, amacımız onu nasıl kendimize örnek aldırabiliriz ve kazanabiliriz. Bunu başarmak içinde dilimize hakim olmalı, iki gözümüz ile degil kalp gözümüz ile bakmalı, ve üslubu tebliğ metodu ile yapmalıyız. Bunlar içinde diksiyon dersine gerek yok. Kuran'a bir göz atmamız kafi.

Özetlemek gerekirse yargılama, kaçırma. Davet et, uslub bil, kazan. Kazandıklarımızdan mükâfatlayız kaybettiklerimizden ise sorumluyuz!

Serkan Çelik

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

12 Adımda Yeni Bir Sen Olmaya Var Mısın?

Günlük hayatta kullanmamız gereken kelimeler...

Eski Türkiye'de Yaşadığım Bazı Rezillikler