Eski Türkiye'de Yaşadığım Bazı Rezillikler

Eski Türkiye'de Yaşadığım Bazı  Rezillikler


Daha 1994 doğumluyum. Geçmiş hükümetlerin yaşattığı saymakla bitmeyen rezillikler var. Büyüklerim kadar yaşanmışlığım olmasada, bu yaşımda bile geçmiş hükümetlerin yaşattığı bizzat şahit olduğum rezillikleri yazacağım.

İlkokul yıllarımdı. Bundan 12-13 sene öncesi. Okullar kapanınca bizde bir telaş başlardı. Şimdiki gibi oh tatil oldu 3 ay yatayım derdinden önce biz kitap arama telaşına düşerdik. Ne kitabı demeyin. Şimdiki gibi kimsenin önüne devlet kitap koymuyordu. Sokaklarda eski kitap satıcıları gezerdi. Yazar isimleri elimizde bul bulabilirsen. Kitabı bulmak bir rezillik, bir de o yazardan olacak. Alabildiğimizi alırdık alamadığımızı da üst sınıflardan mezun olanlara ağız eğer kitap almaya çalışırdık. Şimdilerde kitapları önümüzde görünce hatta onuda geçtim tabletleri, tabi ki insanın geçmişte gözünün önüne gelmiyor değil.

Bir anımdan bahsedeyim. 5.sınıftayım. Yine bir gün okulda karne heyecanı var. Aaa(!) karneye mi sevinelim öğretmenin karne parası sahtekarlığı ile topladığı paralara mı üzülelim? Karne almaya gelirken elimizden bir miktar para ile gelirdik. Yoksa karne de yok. Ha sanmayın sakın karne masrafları. Öğretmen demez mi bir de; "Ben sizin verdiğiniz karne paralarına evime perde aldım" diye. Güler misin ağlar mısın?

O yıllarda birgün hastalanmıştım. 1 hafta hastaneye yatırıldım. Nedenini araştırıyorlardı. En sonunda kabakulak enfeksiyonu geçirdiğim anlaşıldı. Servise yatırıldım. Bakın burayı iyi okuyun. Ne mi oldu dersiniz? Tabiki şimdi ki gibi her hastaya bir oda yok. Beni sarılık bölümüne almasınlar mı dersiniz?! Boş oda ve servis yokmuş... Çocuğum daha. Hastalığıma mı yanayım, sarılık bulaşacak korkusuna mı? Durun rezillik biter mi hastanede?! Bir hasta geldi benimle aynı vaka. Yer yok dedimde abartıyor sanmayın birazdan ağlanacak halime güleceksiniz. Çocuğu benimle aynı yatağa yatırmasınlar mı?! Ayak ucumda çocuk yatıyor. Annem benim başımda çocuğu annesi çocuğun başında bir sedye 4 kişi. odanın yanında bir cam var, camın ardında sarılık hastaları. Günler sonra ayrı bölüme almışlardı. Ayrı oda dediysem şimdiki gibi en fazla 2 kişinin olduğu banyolu oda değil. 6 kişi saymıştım hasta kafayla. Bırakın tedavi olmayı nefes alamıyorsun nefes. Neyse 20 günlük rezilliğin sonunda taburcu olduğumun şükrünü yaşamıştım...

Ortaokul yıllarımdı. Birgün bir din dersinde öğretmenim başının açık olduğu dikkatimi çekmişti. Bu dikkat bende sormam gerektiği duygusunu oluşturdu. Öğretmenim ile konuşmaya karar verdim. Muhabbete koyuldum. Bana ne dese şaşırırsınız? "Peruk takıyorum saçlarım gözükmesin diye örtü yasak" demez mi? O çocukluğun getirdiği duyguyla bile anlamıştım bu işte bir yanlışlığın olduğunu ama olgunluk yoktu...

Tabi bunları yazarken geçmişte yaşanan rezillik ve millete biçilmiş değer gözümün önüne geldikçe ağlamadan edemiyorum...

Hele şimdilerde özgürlük ve insan hakları narası atanlar varya, hah bunları yaşatan ve bu milletin vergisi ile zulmü eden o naraları atanlardı.

Kimse demiyordu onlara; Benim vergim nerede? Kimse demiyordu onlara; Hırsız, vatan haini... Kimse demiyordu onlara; Özgürlük ve insan hakkı...

Sizde, Eski Türkiye'den kalan yaşanmışlıklarınız varsa "YORUM" bölümüne yazabilirsiniz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

12 Adımda Yeni Bir Sen Olmaya Var Mısın?

Günlük hayatta kullanmamız gereken kelimeler...